|
Kim Bu Sütü Bozuk Aydınlar? |
|
|
|
|
Salı, 10 Nisan 2007 |
A. GALİP
Kişilerin yazgısını, yaşadığı ülkenin toplumsal tarihi belirliyor. Bu tarih bazen kişinin alnına sıcak bir ikbal öpücüğü konduruyor bazen de ensesine Azrail’in soğuk nefesini üflüyor. İkbale erenler sonradan türlü türlü sıfatlara da konuyorlar. Hasan Celal Güzel’i ele alalım. Şimdilerde Radikal gazetesinin köşe yazarı olarak inci parlaklığında, elmas sertliğinde fikirler beyan ediyor. Edindiğini vehmettiği her türlü tecrübe nedeniylede okuyucusundan biat bekliyor. Geçmişine bir göz atalım. Ama otobiyografik yazılarını izleyerek…
“Muhafazakar bir vasat…”
Hasan Cemal Güzel, Papa’nın Türkiye ziyareti ertesinde kaleme aldığı yazısında ‘Muhafazakar bir vasatta yetişmeme rağmen’ diye başlayan bir cümle kurarak mazisini ve halini betimliyor. Diğer yazılarında, istikbalde de ‘vasatlık’ dışında başka bir gelişim gösteremeyeceğine ilişkin garantiler veriyor. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği ortamı yazılarında yerli yersiz sıralayarak hayatı hakkında tarihe not düşüyor. Yazılarını süslediği anılar aynı zamanda taşrada yetişen gençler için birer altın değerinde öğütler anlamına da geliyor. Adım adım ikbale ermenin sırları sıralanmış oluyor. Biz olgunluğa eriştiği döneme bakalım.
Müsteşarlık, bakanlık hatta siyasi parti kuruculuğu ve genel başkanlığı yapacak olan ‘muhafazakar vasat’ımız Malatya’daki orta öğreniminden sonra yüksek öğrenimini Ankara’da bir mülkiye mezunu olarak tamamlar. Bugün övündüğü biricik kariyeri de budur zaten. 1968 ruhunu taşıyan, özgürlükçü, liberal devlet adamı! Akademik kariyerinden bahsetmeyi pek sevmez. Yinede sık sık beyan etmekle birlikte anılmak istemediği bir Doç. ünvanına sahip olmuştur ama hak etmediğini düşündüğünden midir nedir kullanmaz. O daha çok müdürlükle başladığı memuriyet hayatında adım adım yükseldiği aşamaları öne çıkarmaktan yanadır. ‘Liberal ve özgürlükçü’ biri olduğu iddiasını güttüğü için olsa gerek tarikat bağlantısından hiç söz etmeyip eteklerine tutunduğu, o dönemin Erbakancı taifenin önde gelen kadrolarından Malatya’lı Korkut Özal, R. Kutan gibi şahsiyetleri minnetle anmaktan geri durmaz. Ama özellikle kendisini siyaset sahnesine çıkaran kişi olan ve bütün yazgısını 12 Eylül askeri darbesine borçlu Turgut Özal’ı önceleyen biri imaj çizerek uçları kucaklayan bir politikacı sıfatına sarılır. Kucaklamak demişken şunu da eklemeden geçmeyelim. Sonradan Cem Uzan’a sattığı söylenilen partisinin başındayken en fazla seçmeni kucaklayıp yanaklarından öpme geleneğinin rekor temsilciliğini de üştlenmiş biridir. Uçları temsil etme yeteneğini (siyasi literatürde buna ilkesizlik falan diyorlar ama bunun bir önemi yok) daha öğrenciyken edinir. Mülkiyede öğrenci olduğu yıllarda sağa ve sola heves etmeyip ‘hür’ bilmem neler örgütü kurup Murat Karayalçın’ı da sekreter yaptığından dem vurur. Bu müthiş öngörüsü, yıllar sonra Turgut Özal’ın dört eğilimi birleştirme iddiasını güden ANAP’la gerçekleşecektir. Artık H. C. Güzel’in bir yıldız gibi Türk siyasi semalarında parlayacağı gün gelmiştir.
“Sütü bozuk aydın makulesi”
Şimdi bu değerli Türkçü ve İslamcı büyüğümüzün, kıymeti memuriyetinden gelen mühim devlet ve siyaset adamımızın neşrettiği fikirlerine bir göz atalım. Sayın Güzel’imiz ‘liberal gençlerin’ tertip ettiği toplantıların birinde kendisinin konuşmasından sonra ‘milliyetçi’ olduğu sözleriyle karşılandığını söyleyen yazısında (12 Aralık 2006, Radikal) Türkiye’nin 19. yüzyılın ortalarından itibaren ‘aydın ihaneti’ne maruz kaldığı tespitini öne sürüyor. Yazısının başlığı da “Orhan Pamuk ve aydınlar”. Kışkırtıcılığı, ortamı terörize etmesi bu kadarla da kalmıyor. ‘Türkiye’yi etnik gruplardan ibaret bir mozaik görüp Türk kimliğini inkar edenler(…)’i ‘kompleksli aydın tipinin tezahürleri’ diye düşman ilan ediyor. Sayın Güzel’in memuriyet tecrübesiyle, politik kariyeriyle ters orantılı olan fikriyatı ve muhayyilesi Türklük bahsi açılınca ırkçılıkta sınır tanımıyor. Zira kökenleri öğrencilik yıllarında atılan zengin bir bilgi birikimiyle konuşuyor! Atsız’dan okuduğu tarihi roman karalamalarından edindiği Türklük şuuru milliyetçi hassasiyetini çelikten bir zırh gibi sarmalamış durumda. Daha yakın tarihli bir yazısında (11 Mart 2007, Radikal) yine Anadolu için mozaik diyenlere hiddetlenerek işi düpedüz küfre döküyor. Anadolu’nun Türkleşmesi konusunda tarihsel analizler yapan, kuramsal çerçeveler çizen; Anadolu’da yaşayan Kürtlerin sayısal oranı hakkında istatistikler geliştiren; ırkçılığın test edilemeyeceğini dolayısıyla ‘Türk milliyetçisiyim’ diyenlerin kimin Türk olup olmadığının peşine düşmelerinin anlamsız olduğunu söyleyenleri ‘günümüzde sütü bozuk aydın makulesi’ diye sıfatlandırıyor. Beğenmediği fikirlerine de ‘terane’ diyor. İsim vermemekle birlikte H. C. Güzel’in kimleri kastettiğini anlamak zor olmuyor. Anlaşılması zor olan asıl konu ise Güzel’in küfürlerini, yazarı olduğu gazetenin genel yayın yönetmenini de kapsayacak şekilde pervasızca sürdürmesidir. 28 Şubat 2007 tarihli Radikal’de İsmet Berkan ‘Türk ırkı mı, Türkçe ve Türk Kültürü mi?’ başlıklı yazısında 1990’lı yıllardan beri Türki cumhuriyetlere yaptığı seyahatlerden söz ediyor. Yanında ‘Türk milliyetçiliğinin babalarıyla’ birlikte yaptığı bu gezilerden edinilen ortak bir izlenimini aktarır: “Türk ırkı yok, Türkçe diye bir dil var.” İsmet Berkan’ın diğer bir saptaması ise ‘Türkçü’ biliminsanlarının bu durumu kabul etmelerine rağmen yüksek sesle söyleyemedikleridir. Şimdi soralım. Hangi köşe yazarı, genel yayın yönetmeninin de paylaştığı bir düşünceyi savunanlara toptan ‘sütü bozuklar’ diyebilir? Ya da bu denli ağır hakarette bulunan bir köşe yazarını hangi etkili güçler destekliyordur ki genel yayın yönetmeni bile söylenenleri sineye çekebiliyor? Benzer bir soruyu geçen ay Birgün gazetesinin yazarlarından biride sormuştu. Gazetenin, ismini anımsayamadım yazarı ‘İsmet Berkan’a Açık Mektup’ başlıklı yazısında Radikal’in çizgisiyle taban tabana zıt açıkça ırkçılığa varan görüşler ileri süren H. C. Güzel’in gazetedeki varlığının gerekçesini sorarak arkasında patronun mu, ya da itiraz edilmeyecek başka birilerinin mi bulunduğunu öğrenmek istemişti.
MHP’nin 8. kongresi ertesinde bakın neler döktürmüştü. “MHP, yarım yüzyıla yaklaşan bir dönemde Türk siyasi hayatına damgasını vuran, çok önemli bir partidir. ‘Türk Milliyetçiliği’ni siyaset meydanında MHP ve ‘ülkücü hareket’, 1960-1980 arası yıllarda, ‘Soğuk Savaş’ın tetiklediği Marksist şiddet eylemlerine karşı milli birliği ve toplumun güvenliğini sağlamaya çalışmış; bu yüzden haksız yere anarşinin taraflarından bir olarak gösterilmiş ve yıpratılarak oy sandıklarından netice alamamıştır.” Bu noktada artık H. C. Güzel fikir serdetmiyor derin devlet tecrübesiyle tanıklığını konuşturuyor.
Papaya karşı Halife
H. C. Güzel Türkçülüğünün yanı sıra İslamcı kimliğiyle de Türk-İslam camiasını aydınlatmaya devam ediyor. Hilafetin kaldırılmasını ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında’ ‘inkilapları gerçekleştiren kadronun’ ‘İngilizleri ürkütmesi ve Türkiye’yi hedef haline getirmesi’ kaygısına bağlayarak ‘bu zaruri’ durumun kalkması nedeniyle ‘1,5 milyar Müslüman’ın da (…) bir koordinatörü bulunmalı’ sebebine binaen yeniden inşasını öneriyor. Vatikan karşısında İslam’ın Türklük marifetiyle ve hilafetle yeniden dirilişi! İşte bir H. C. Güzel fikriyatı. Ama hayır, H. C. Güzel hiçbir yazısında herhangi bir fikir ileri sürmüyor. Ülkemizin toplumsal ve kültürel yapısı başta olmak üzere herhangi bir kurum ve kuruluşa, idari yapıya ilişkin demokrasi, laiklik, insan hakları ve hukuk çerçevesinden yöneltilen eleştirileri hainliğe irca ederek her ne pahasına olursa olsun mevcut durumun bekçiliğine soyunuyor. Her fırsatta bir dış politika uzmanı gibi konuşan Güzel, okuyucuları Malatya’nın herhangi bir kenar mahallesinin işsizler kahvesi müdavimleri olduğunu düşünerek ahkam kesiyor. Komşu devletlere, politikacılarına diplomasiye sığmayan küfürler ve tehditler savuruyor. Adını anmaksızın, Prof. Osman Turan’ın 50-60 yıl önce sarf ettiği hezeyanları milliyetçi, ırkçı, faşist, ülkücü, dinci çevrelere yaranmak için kendine mal ederek yüksek perdeden vaaz ediyor.
Trabzon doğumlu olan Osman Turan (1914-1978) 1954 yılına kadar DTCF’nin tarih bölümünde Türk ve İslam tarihi dersleri verir. Ankara Türk Ocağı başkanlığı ve Türk Ocağı Genel Başkanlığı gibi mevkilerde bulunur. Anadolu Selçukluları üzerine yazdığı akademik çalışmalarına 1954 yılında DP’den Trabzon milletvekili seçilmesiyle ara verir. Daha sonraki yıllar milletvekilliğini aynı şehirden ve AP’de sürdürür. Bir süre AP Genel Başkan Yardımcılığı yapar. 1969’da siyasal yaşamdan çekilerek kendini Türk-İslamcı fikirler geliştirmeye verir. ‘Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi’, ‘Türkiye’de Siyasi Buhranın Kaynakları’ gibi eserlerle ‘muhafazakar bir vasat’ın oluşmasına katkılar sunar. Osman Turan, aydınların ihanetinden tutun laiklik gibi Türkleri geçmişinden kopartan bir dizi siyasi buhrandan dem vurarak Türklerin istikbalini doğuda arar. Başkenti İstanbul, Tahran ya da Şam olacak bir federasyon önerir. Suudi Arabistan Kralı Faysal’ın, ‘İslam birliği’ önerisini yaparak Sultan Selim’in hayırlı halefi olduğunu gösterdiğini söyler. Böylece onu, Yeni Çağ Avrupasının aydın krallarına benzetir. Osman Turan’ın görüşlerini özetlemek bu yazının sınırlarını aşacağından şu kadarını söyleyelim milliyetçi, sağ partiler ve ideologlar bütünüyle merhumdan beslenirler. Ancak, Hasan Celal Güzel mukallitlikte çığır açıyor. Mantıksal bir zorunluluk gereği her milliyetçilik eninde sonunda ırkçılığa ulaşır. “Irkçı değil, milliyetçiyim.” sözünün iler tutar bir tarafı yoktur. Hele hele siyasi bir proje olarak milliyetçiliği öne sürmek, biricik siyasi ayrımını bu kavram üzerine kurmaya çalışmak uygarlık ve demokrasi bilincinden uzak, reaksiyoner bir tavrı benimsemektir. Bu nedenle milliyetçiliği savunan biriyle sürdürülecek kuramsal tartışma mantığı ve kavramları işlevsiz kılar.
“ ‘yağcılık’ ithamlarına aldırmadan…”
Müthiş fikriyat adamımızın iktidar partisi olan AKP’li bakanlardan uygulamalarının yanlışlığı ayyuka çıkan bütün üyeleri hakkında kaleme aldığı şak şakçı yazılarına değinmek bile istemiyorum. Sayın Güzel, bakanlardan hangisi basında haklı bir eleştiriye mazur kalsa onu, bir insani kamil portresiyle sunan yazılar kaleme alıyor. Nimet Çubukçu, ablamız; Aksu babamız; Çiçek erdem timsalimiz, vb. Üstelik, H. C. Güzel bunlara yönelik övgülerini sıralarken Türk halkının ya toptan uzayda yaşadığını ya da hafızadan tamamen yoksun olduklarını düşünerek yapıyor. Çocuk Esirgeme Kurumundaki skandallar birbiri ardına patlak vermişken, aynı partiden bir milletvekilinin kızların yurtlardan kaçtığı, fuhuşa sürüklendiği iddiaları bakan Çubukçu tarafından sert bir dille reddedilip, skandallar inkar yoluyla örtülmeye çalışılırken H. C. Güzel ‘Nimet Abla’ya övgüler dizme yarışına girişmektedir. Ancak kısa bir süre sonra, AKP’li milletvekili Dr. Turhan Çömez’in yurttan kaçan kızlara ilişkin iddiası müfettişler tarafından doğrulanmasına karşın ne Güzel ne de Çubukçu açıklama ya da savunma gereği duyarlar. Eski emniyetçi, üç dönemdir de içişleri bakanlığı yapan Aksu’nun görevli bulunduğu her ilde ve bakanlık yılları boyunca yaşanan toplu katliamlar, sayısız cinayetler konusunda oluşan ‘rastlantı mı’ sorusu Güzel’in, başka bir övgü yazısı yazmayı vazife edinmesine yetiyor. Fakat sayın Güzel nedense kendisinin de mahkum olmasına neden olan ceza yasasının ilgili maddelerinin neden kaldırılmadığını hükümette görev alan çok değerli vekil arkadaşlarına sormuyor. Köşe yazılarında, TV konuşmalarında şu yasa değiştirilmelidir, şu madde kaldırılmalıdır, şu kurum hizaya sokulmalıdır diye esip gürlüyor ama tek tek her bireyini alkışladığı hükümetin bunlara neden yanaşmadığını sorgulamıyor. Yinede kimi yasal değişiklikleri önermesi bir olumluluk olarak görülse bile bunları kararlı bir biçimde iktidardayken savunmamış olması kuşkuyla karşılanmalıdır. Bürokratken, bakanken kimi kararlara muhalefet ettiğini ancak ne cumhurbaşkanını ne de başbakanı ikna edebildiğini söylüyor. Prensipli ve sorumlu bir siyasetçi için istifa seçeneğinin de olduğunu hayal bile edemiyor.
Kendini bilmek de meziyet sayılmalı. 18 Şubat 2007 tarihli Radikal gazetesindeki köşesinde “ ‘yağcılık’ ithamlarına aldırmadan” yazmaya devam edeceğini bildiriyor.
Ee, ne diyelim: Güzel, devam et: Şaaak, şaak, şak…
|
|
Son Güncelleme ( Salı, 10 Nisan 2007 )
|
|
|
|