|
Sınır berisinde yaşananlar |
|
|
|
|
Pazar, 09 Aralık 2007 |
BAŞAR KURT
İki hafta arayla 25 askerin yaşamını yitirip 8’inin kaçırılmasıyla ülkenin içine girdiği süreç, hayata gerçek anlamda soldan bakan veya inandıkları uğruna sol safta avangart role soyunmuşlar için korkunç günlerin habercisi aslında. Alışkın olduğumuz şehit cenazeleri nümayişlerinden farkı olarak on yüz değil, yüz binlerce insanın yurdun dört bir yanında çığrından çıkmış halde kan ve intikam istemesini, tasarlanan bir planın parçası olarak değerlendirmek lazım.
Şahadeti, teslimiyeti yücelten, itirazsız feda anlayışını bilince çıkaran irticai kurumların pıtırak gibi açılmasına itiraz etmeyen, hatta insanların ölüme yatmasını kolaylaştırdığı için bunu teşvik eden apoletliler ve destekçisi tuzu kuru güruh, tek başlarına sahibi oldukları ranta bu kurumlardan yetişmişler de Anadolu Sermayesi adı altında ortak olunca paniğe kapıldılar.”Rantın, ilânihaye tek sahibi olma” hedefi için Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde ilk taktik uygulamaya konmuş, içinde hürriyet, eşitlik, kardeşlik kavramları olmayan kof Cumhuriyet’in elden gidiyor olduğu teranesiyle mitingler tertiplenerek insanlar kışkırtılmış, ancak çıkan gürültüye rağmen fiyasko kaçınılmaz olmuştur. %99’u Müslüman olduğu sıklıkla dile getirilen Türkiye Cumhuriyeti’nde, Laiklik ve Cumhuriyet’in ancak çok küçük bir konformist azınlığın sahiplendiği kavramlar olduğunu anlayamayan ve ne kadar masif görünse de mitinglerin içinin boş olduğunu idrak edemeyen basiretsiz kalabalıktan istediğini alamayan Gerçek İktidar*, bu fiyasko üzerine zorlu ama en pratik taktiğini devreye sokmuş; güya terörü tel’in için, emekçisinden burjuvasına, eğitimcisinden hukukçusuna, esnafından işsizine, öğrencisinden sağlıkçısına hemen her kesimi tek bir çatı altında birleştirmiştir.
Senelerdir terörle mücadele denilen kirli savaştan kimler nasıl güçlenerek çıktı, yoksulu yoksula kırdıran bu kanlı entrikanın bitmesini kimler acaba istemedi, ya da neden hep fakirlerin hep ezilenlerin evlatları canlarını bir hiç uğruna feda ediyor da, hali vakti yerinde olanların, zenginlerin, apoletlilerin çocukları, tanıdıkları, tanıdıklarının tanıdıkları paşalar beyler gibi yaşıyor ve benzeri soruların sorulmasını ortalama zekâ seviyesinde olanlardan beklememize rağmen, böyle bir serzenişle neredeyse hiç karşılaşmadık. Sorgulama, analiz etme yeteneğini kaybetmiş, kendilerini doğrudan ilgilendiren bu meseleye “şehitler ölmez vatan bölünmez” ezberi dışında spontane refleks bile gösteremeyenler, tıpkı 6-7 Eylül, Sivas, Maraş...olaylarında olduğu gibi düğmeye basılarak sokağa itilmiştir. F tipi cezaevleri hakkında bildiri dağıtan gençlerin linç edilmesi üzerine; “halkımızın hassasiyetlerine dokunmamak lazım” ve benzeri açıklama yapanların başbakan olduğu bir ülkede, son yaşanan gelişmeler üzerine intikam yeminleri eden ve kana kanla cevap verilmesinden başka çıkar yol görmeyen güruh, tel’in için çıktığı meydanlarda zıvanadan çıkarak hassasiyetlerini linç girişimlerine, yağmaya, şiddete de müracaat ederek göstermişlerdir. Rutinden farklı olan ise, benliklerinde gizil durumda bulunan ırkçılıklarının gün yüzüne çıkması üzerine, çoğu mürekkep yalamış, kravat takmışların da söz konusu güruh içerisinde yerini almış olmasıdır.
Ülke çapında parti binaları taşlanmış, travestilerin evleri talan edilmiş, linç girişimlerinde bulunulmuş, Kürt esnafın dükkânları, ticarethaneleri yağmalanmış, liseli çoluk çocuğa idare izinleriyle anayollar kapattırılmış ve ne acıdır ki gaza gelinerek Kürt yurttaşların ağırlıklı olarak yaşadığı mahallelerin boşaltılması ve Kürtlerin şehir dışlarında oluşturulacak gettolara yerleştirilmesi bile ülkenin gündemine getirilmiştir. Bütün bu yaşananlar üzerine resmi ağızların açıklaması ise her zamanki gibi; “olaylar kendini bilmez üç beş kişinin gerçekleştirdiği münferit olaylardır” yönünde olmuştur. Ekonomi, eğitim, sağlık, spor, bilim ve sair alanlarda dibe vurmuş, neo-liberal politikaların ağırlığı altında kamburu çıkmış, itibarı yerlerde sürünen bir devletin yurttaşlarının son dönemde koymuş olduğu bu intikam iradesine ise gerek hükümet, gerek muhalefet gerekse de patronlar tarafından biat edilmiş ve nihayetinde 507 vekilin onayı ile Sınır Ötesi Operasyon(!) gündemimize sokulmuştur. (Bir kısım onurlu-aklı başında vekili tabii ki tenzih etmek gerekiyor)
Sınır Ötesi Operasyon Palavrası
Önüne geçilmesi için biraz daha beklense iç savaşa evrimi an meselesi olan terörü tel’in(!) taşkınlıkları, haliyle iç pazarın kolay sömürülebilmesine ket vuracağı ve azami kar marjını düşüreceği için yabancı ve işbirlikçisi yerli sermayenin de içinde yer aldığı Gerçek İktidar tarafından sınır ötesi operasyon yapılacağı, PKK kamplarının dağıtılacağı, Kandil’in kökünün kazınacağı, hatta hızlarını alamayacaklar ya, icabında Kerkük’lere kadar girileceği palavralarıyla yumuşatılmak durumunda kalındı. Ekonomisinde ciddi tıkanıklıklar yaşayan ve yeni açılımlar yaratmak zorunda olan “İmparatorluk” un hükümdarı ABD, Ortadoğu’da çıkarı olan diğer emperyalist kolların** da yardımıyla Büyük Ortadoğu Projesi(BOP) üzerinden söz konusu bölgeyi yeniden yapılandırmak adına halihazırda 900 Bin’e yakın insanın yaşamını yitirdiği,1 Milyon’dan fazla insanın yerini yurdunu terk etmek zorunda bırakıldığı ve halen de günde 50 - 60 insanın öldüğü Irak İşgali’ni gerçekleştirmiştir.
Bölge içi dinamiklerin analizini iyi yapamayan işgal kuvvetleri, saplandıkları bataklıktan çıkabilme babında Kürtlerle de işbirliğine girmek sorunda kalmış ve işte tam da bu aşamada Türkiye’de hala peşmerge reisleri olarak bilinen ve muhatap bile alınmayan iki liderden birini Irak Devlet Başkanı diğerini ise Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı yapmıştır. Hiç beklemediği keşmekeşten bir türlü çıkamayan işgal kuvvetleri, ne kadar terör örgütüdür dese de Irak’ın yeniden yapılandırılmasında PKK’ya da rol verdiği için desteğini bu örgütten esirgememiştir / esirgememektedir.50’li yılların başında sırf NATO’ya girebilmek için ABD’nin emrine Korelere asker gönderen T.C ise, yarım asırdır ABD’den her türlü kazığı yemesine rağmen mandalığından kurtulamamış, bir yandan Tayyip Erdoğan’ı, bir yandan İran’ı taciz ettirdiği PJAK Lideri’ni evinde ağırlayan stratejik müttefike(!) sesini çıkaramamış, herhalde ılımlılığından olsa gerek, haysiyet gösterip de Müslümanların katledilmesinde en önemli lojistik üs olarak kullanılan İncirlik’i kapatmaya cesaret edememiştir.
Bütün yalakalığa rağmen ABD sadece bir şart dışında PKK’yı ve Barzani’yi T.C lehine gözden çıkaracaktır ki o da, Türkiye’nin Irak batağına kalıcı olarak yerleşerek İsrail ile jandarmalık misyonunu üstlenmesidir. Sözde operasyon hazırlıkları ile zevahiri kurtaran hükümet ve neredeyse bütün görsel-işitsel medya, ülkedeki esip gürlemelere rağmen yok Rice gelecek, yok 5 Kasım’da Bush’la operasyonun mahiyeti tartışılacak palavralarıyla kazığını bütün savaş yanlılarına atmış ve son tahlilde zaten yapılamayacak operasyonu gündemlerinden çıkararak, diplomatik çözüme(!) geçilmesi gerektiğini dile getirmişlerdir. Kaldı ki bütün bu postulata rağmen bilinmelidir ki, daha evvel gerek ABD’nin, gerek peşmergelerin, gerekse de ikisinin birden yardımıyla, istenilen biçimde ve şiddette 20 küsur sınır ötesi operasyon zaten yapılmıştır ve halen de yapılmaktadır. Ancak maalesef ki ağır dezenformasyondan dolayı hiçbir kazanım elde edilemediği kitleler nezdinde öğrenilememiştir.
Velhasıl Gerçek İktidar’ın amacının zaten Kuzey Irak’a girmek olmadığını bilenler, sınırın ötesinde değil berisinde operasyon yapılacağından hiç kuşku duymamaktadır. Demokrasi, insan hakları ve özgürlükler namına ne kalmışsa silinip süpürülecek, emek mücadelesi geriletilecek***, iflahımızı kesen askeri harcamalar için daha fazla ödenek ayrılacak....vs. Ekonominin dibe vurmasına, ülkenin tüm gayrimenkullerinin yok pahasına satılmış olmasına, bunca sefalete-açlığa rağmen sesini çıkarmayan Türkiye insanı ise, hala bölünmemiş olmanın rahatlığıyla, öbür dünyaya yatırıma devam edecektir.
Sınır Berisi Operasyon
Diplomatik arayışlara girerek intikam histerisi ile yatıp kalkan milyonların önüne geçmek ve onları sakinleştirmek Gerçek İktidar’ın bile harcı değildi ve doğaldır ki dizginleştirici başka yollar bulunmalıydı. Kürt Meselesi’nin çözümü için akan bunca kana, gözyaşına rağmen silah dışında hiçbir adım atmamış, yalan ve inkâr politikasını tarihi boyunca sürdürmüş devlet, daha evvel benzer çizgide olduğu için dört defa kapattığı partiyi, sanki kapatılınca mesele ortadan kalkacakmış gibi, yeniden kapatma çalışmalarına başlamıştır. Tutsak 8 askerin kurtarılmasında aracı oldular diye demediklerini bırakmadıkları, her türlü ırkçı girişimleri kanalize ettikleri, yıllardır bütün yaşananlardan solcularla, demokratlarla, sosyalistlerle birlikte sorumlu tuttukları partinin tekrar kapatılacak olmasını çıkar yol olarak gören savaş lordları, olası kapatma akabinde aratacak çatışmalardan nemalanmak için gereğini yapmaktadırlar. (Bu yazı kaleme alınırken Batman ve Van’dan polisle çatışma haberleri gelmiştir) Gerçek İktidar’ın en önemli kollarından olan üst mahkemenin parti kapatma ve 221 partiliye 5 yıl siyasi yasak verme çalışmasına “demokrasi yara alır benzeri” açıklama yapan hükümetin bir bakanı ise ne kadar hümanist ve demokrat olduklarını, kapatılacak partinin de aracılığıyla kurtarılan erler için adeta nekrofili içinde “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiçbir mensubu bu duruma düşmemeliydi. Dolayısıyla kurtulmuş olmalarından fazla bir sevinç duyamadım” cümlelerini kurarak göstermişlerdir.
Son söz
“Teröristlerle-bölücülerle pazarlık yapmayız, masaya oturmayız. Silahlarını bıraksınlar, teslim olsunlar, ancak o zaman kendilerini dinleriz” anlayışı, uzun süre gözyaşının dinmediği diğer ülkelerde terk edilmek zorunda kalındı. Nepal; Maocu gerillalarla, İrlanda; İRA ile Meksika; Zapatistalarla, İspanya; ETA ile Peru; Tupac Amaru gerillalarıyla… vs. Hiçbir örgüt masaya otururken de silahını teslim etmedi. Ancak silahların susması için müzakereler yapılırken genelde hükümetler masaya doğrudan bu örgütlerle oturmadılar. Nasıl ki gözyaşlarının dinmesi adına İngiltere Hükümeti Sinn Fein veya İspanya Hükümeti Batasuna Partisi’yle masaya oturduysa, T.C Devleti de PKK’nın siyasi kanadı olduğu su götürmez DTP ile masaya oturmak zorundadır. DTP’nin politikalarını benimseyebilir ya da benimsemeyebilirsiniz, ancak bu partinin 2 Milyon’a yakın insanın oyunu aldığı gerçeğini kabul etmek ve bu yönde dersler çıkarmak zorundasınız. Aksi takdirde huzur, mutluluk gibi kavramların topraklarımızda kısa vadede uğraması pek mümkün olmayacaktır.
*Bu kavrama atfettiğim yapılar; başta ABD olmak üzere, yerli-yabancı sermaye grupları ve teşkilatları, TSK ve gölgesindeki mahkemeler, Savunma Sanayi Şirketleri, Gülen önderliğindeki Nur Cemaati, Polis Teşkilatı, devlet destekli illegal yapılar, Kontrgerilla ve Siyonist Lobi’dir.
** Michael Hardt ve Antonio Negri'nin İmparatorluk adlı yapıtında rizom yapısıyla mahiyeti açıklanan bu metaforda, ABD hükümdarlığındaki ülkeler, teşkilatlar, STK’lar ve daha sayısız oluşum sayesinde Dünya’nın kaderini tayin edildiği savunulmaktadır.
***Ne trajiktir ki büyük başarılara gebe olabilecek Telekom grevi, tam da istenildiği gibi, son süreç üzerine gerek sendika ağalarının gerekse de grevdeki çalışanların büyük bir kısmı tarafından ikinci plana atılmıştır.
|
|
|
|